tadilattayız, başınıza dikkat!

tadilattayız, başınıza dikkat!

hoşgeldiniz!

Ferhat Göçer kim? (röportaj)

Pazartesi, Nisan 2
Kategori: klavye

Sessiz sedasız aramıza girdiniz. Fakat bir baktık ki, herkes Ferhat Göçer diyor. Kimdir Ferhat Göçer?

1970 yılında Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde doğdum. 4 yaşında İzmit'in bir köyüne geldim. Anne babam öğretmendi. Dağ köyünde ilkokulu bitirdim. Sonra, Karamürsel Ereğli'sinde dayımın yanında ortaokula başladım. Ortaokul ve liseyi İzmit'te tamamladım. Ve 1985-86 döneminde ailemden ayrı 15-16 yaşlarındayken İstanbul'a geldim. Ondan sonra hep ailemden ayrı yaşadım. Bir süre sonra Tıp fakültesine başladım. Üç dört yıl sonra da konservatuara girerek müzikle tıp fakültesi eğitimini beraber almaya başladım.

 

Müziği bir iş olarak düşünmüyordunuz yani?

Hayır, asla asla… Hiçbir zaman böyle bir şeyim yoktu.

 

Şu anda şöhreti yakaladınız diyebiliriz. Bunu nasıl yaşıyorsunuz?

Keyifli yanları da var, keyifsiz yanları da. Tabii ki tedirgin eden yanları da var. Çok fazla insanı dağarcığınıza ve haznenize yüklemek zorunda kalıyorsunuz. Sonuçta ben de insanım; zaaflarım var, yanlışlarım var, hatalarım var, davranış bozukluklarım var.

 

Sürekli gerginsiniz öyleyse?

Kesinlikle. Zaten sürekli kendini yargılayan ve sorgulayan bir insanım. Beni, çalışmaktan daha çok söylediğiniz bu gerginlik beni yoruyor. Bilmediğiniz, dünyanın bir yerlerinde sizi dinleyen birileri var. Ve en doğru şekilde kendinizi aktarabilmelisiniz. Bunu düşünmek bile beni geriyor zaten.

 

Bu şöhretin ucundan tadını aldınız. Sindirebilecek misiniz?

Yani şu anki halimde herhalde altından kalkabilirim gibi geliyor. Şu anda bile bunun sözünü veremem. Bundan 6 sene veya 10 sene önce böyle bir şeyi yakalamış olsaydım belki çok daha zorlanır, belki de altından kalkarım deyip de batabilirdim. Şimdi de tam tersi bir durum var. Herhalde altından kalkıp kalkamama konusunda tedirginliğim var. Artık 35-36 yaşına gelmiş bir insanım ve o gücümün olduğunu düşünüyorum.

 

Tanındıkça sanatçının halktan kopma durumu oluyor. Ama siz tıp doktorusunuz ve halkla iç içesiniz.

Şimdi mesleğime devam ettiğim müddetçe böyle bir şey söz konusu değil. Bugün hastanede bir hastanın tomografi sırasına giriyorsun. Orada her kesimden insan var. Ama birde şöyle bir şey var. Belli bir dönem sonra izole olmak zorundasınız. Siz on bin insanla, gördüğünüz her insanla bu enerjinizi paylaşmaya kalkarsanız biterseniz. İşte burada işin handikabı başlıyor. Yani, 'bu da star olma yolunda, insanın iç yalnızlığının büyümesi, etrafındakilerden, insanlardan kopması, üretkenliğinin risklere girmesi' gibi böyle bir kaosa sürüklüyor.

 

Suni dostluklar da oluşmuştur etrafınızda…

Muhakkak. Benim için temel bir tarihim vardır. İşte 21 Aralık 2001 benim için arkadaşlıklarımın ve dostluklarımın sınırıdır.

 

Mütevazı bir tarafınız var..

Değilimdir aslında. Ben çok bencil insanımdır. Çok hırslı bir insanımdır. Aslında hassas dengeler üzerinde yürümeye başlıyorsunuz. Bir süre sonra yaptığınız her işin herkesten daha fazla yanlış anlaşılabilme duygusu... Söylediğiniz her şeyin daha fazla eleştirilebilme hakkı ortaya çıkıyor. Topluma mal olmak gibi bir şey bu.

 

Peki müzikle uğraşmadan önce yaşam standardınız nasıldı?

Çok düşüktü. Yani devlet memurunun aldığı maaşla geçiniyordum. Onun haricinde işte nöbet tutup ekstra kazanabildiğim hekimlik maaşıyla geçiniyordum.

 

Şanlıurfa'nın kültürü çok farklı. Oranın halkı size nasıl bakıyor?

Şanlıurfa'da verdiğim konserlerde , benimle beraber aynı sosyal eğitimi almış, aynı kapasiteyi almış ve bunun beklentisi içinde gerçekten deneyimlerini benim gibi bir sanatçıya sunmak için bekleyen o kadar çok insan gördüm ki.

 

Biz Şanlıurfa'yı İbrahim Tatlıses ile bütünleştirdik ve şimdi oradan bir tenor çıkıyor.

Hemşerimle ben yeri geldiği ortamlarda tanışmaya başladım. Şanlıurfa, üniversitesi olan bir şehir artık. Belli sosyal kültürel, belli okuma düzeyine ulaşmış, belli ekonomik düzeye ulaşmış bir şehir. Şanlıurfa'nın başka bir yüzü daha var. Ben de Urfalı olarak aslında o şehrin o aydınlık demiyeyim ama o farklı yüzünü gördüm.

 

Maçoluk var mı?..

Var tabii ki.

 

Urfa'nın kültürüne yakın mısınız? Mesala çiğ köfte ile aranız nasıl?

Yemek açısından kesinlikle damak lezzetim dört dörtlük Urfalı diyebilirsiniz. Ha birtakım uzak doğu mutfakları Japon, Meksika şudur budur onlar da sonradan edinilmiş damak zevkleri ama temelde çiğköfte olmazsa olmazıdır yani. Kebap, lahmacun, çiğköfte bu tartışmasız. Ben yapmam ama benim akrabalarımda çok güzel yapanlar var. Ben de çok güzel yerim. Bir de bu işin yemesi çok önemli. Dayım 'o kadar keyifle yiyorsun ki. yapmaktan zevk alıyorum' der. Hele patlıcan kebabı… İtalyanların nasıl pizzası, makarnası varsa bizim de kebabımız, lahmacunumuz ve çiğköftemiz var. Bu tartışmasız.

 

Eşinize bu yoğunlukta yeterince zaman ayırabiliyor musunuz?

Çok, çok az. Ben şu anda bir geçiş dönemindeyim.

 

Çocuklar babalarını hep yanlarında isterler. Bu durumda onlar da sizden şikayet etmeye başlamışlardır.

Çok az zaman ayırabiliyorum. Canımın yandığı çok zaman oluyor tabii ki. Ama burada bazı bedeller ödemek zorunda kalıyorsunuz. Yani bu bir geçiş dönemi. İşim bitip de kendimle baş başa kaldığımda, yüreğimin sızladığını ve canımın yandığını, ağlamak istediğimi hissettiğim zamanlar oluyor. Aman başka yapacak bir şey yok sonuçta bir tercih yaptım.

 

Peki siz bir uzman hekim olarak sağlığınıza dikkat ediyor musunuz?

Pek ilgilenemiyorum. Düzensiz beslenme deseniz var. Düzensiz uyku var. Fiziksel yorgunluk var. Spor yok.

 

Daha önceleri de böyle miydi?

Evet. Hep böyleydim ben. Ama sigaram yok, alkolüm yok.

 

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş.. Eşinize ve çocuklarınıza bir doktor olarak bakar mısınız?

Hayır. Yapamam. Ben çocuğuma ne iğne vurabilirim ne de iğne vurulurken yanında durabilirim.

 

Hemşehriniz İbrahim Tatlıses'i nasıl bulursunuz?

Sektörün içinde ne olursa olsun bir insan 35 yıl 40 yıldır varsa ve zirvedeyse bunun temelinde bir şey vardır. Ya zekadır ya hırstır, ya yetenektir ya da çalışkanlıktır ya da başka bir şeydir. Muhakkaktır ki, saygı duyulması gereken bir şeyler vardır.

 

Yıllar önce İbrahim Tatlıses'in hayatından esinlenerek yapılmış 'Son Urfalı' adlı bir film izlemiştim. Şimdi bu durumda 'Son Urfalı' siz oluyorsunuz.

Öyle oluyor galiba. Son Urfalı benim.

 

Siz kendinizi izlerken burada sesimi hiç iyi kullanamamışım, beğenmedim dediğiniz anlar olur mu?

Tabii ki zaman zaman oluyor. Bir kere kendimi acımasızca eleştiren bir insanım. Kendimi yargılayan bir yanım var. Herkesten fazla hatalarımı geri dönüp sürekli sorgularım. Tam tersi gelecekle değil geçmişle yaşayan bir insanım sürekli. 'Bunu niye söyledin, bunu niye böyle yaptın'larla. kafamı bu sorunlardan kaldırıp ileriye bakmak benim için dünyanın en zor şeyi. Şahsen ben çok şikayetçiyim bu halimden. Kendimi yargılamaktan da sorgulamaktan da nefret eder oldum.

 

Daha rahat olmak her şeyi akışına bırakmak çok mu zor?

O da olmuyor işte. Yapı meselesi, her zaman böyle düşünmeme rağmen bunu yapamıyorum.

 

Not defterimden...

Türkiye'nin ünlü tenoru Ferhat Göçer, röportaj yapacağımız yere geldiğinde şaşırıyorum. Ekranda ve konserlerinde zıpkın gibi duran Göçer'den eser yok. Öyle yorgun görünüyor ki, ayakta duracak hali yok. Bunu kendisine söylediğimde beni doğruluyor. “İnanın bana çok uykusuzum” diyor. Odaya saçları dağınık bir vaziyette giriyor. “Lütfen bu halimle beni çekmeyin. Sadece söyleşi yapabilir miyiz?” diyor. Ben ısrar edince de gidip saçlarını düzene sokuyor ve yanımıza geliyor.

 

Bunları biliyor musunuz?

·  Anne-babasının eğitimci olduğunu…

·  Şişli Terakki Lisesi'nde 4. sınıf öğrencisi Yağmur ve bir yaşında Can adında iki çocuğunun olduğunu…

·  Eşi Ayla Göçer'in, ekonomi-politika lisansının üstüne London School of Economics'te master yaptığını ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olduğunu...

·  Kendisine, 'sosyete şarkıcısı' denmesinden hiç hoşlanmadığını…

·  Çiğ köfteyi çok sevdiğini…

·  Babası İbrahim Halil Göçer'in son seçimlerde Yaylak'a AKP'den belediye başkanı seçildiğini…

 

...alıntı (yeni şafak)...

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Erkeklerden Tüm Bayanlara

Perşembe, Mart 29
Kategori: klavye

v 8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.

v Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacak.

v "Beni seviyor musun?" diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız.

v Bir probleminiz olduğunda bizden sorunu çözmek için yardım isteyin. Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işi.

v Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.

v Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan "ekmek masada değil" diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın. Bunda ne bir dolaylı anlam ne de bir iğneleme var.

v Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.

v Eğer aslında cevap beklemediğiniz bir soru sorduğunuzda duymak istemediğiniz bir cevap alırsanız, sakın şaşırıp kızmayın.

v Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.

v Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruz.

v En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: "En kolayını seç". Bizden komplike şeyler beklemeyin.

v Erkekler sadece 16 renk görürler. şampanya bir renk değil, bir içkidir.

v Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. Tekrar ediyoruz, biz basitiz. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruz.

v "Evet" ya da "hayır" gibi cevaplar yeterlidir; soru ne olursa olsun. Başka anlamlar aramayın, "evet" ya da "hayır" işte.

v Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol bol yemek yemek, arkadaşlarla muhabbet, futbol. Bizden başka bir şey beklemeyin. ıster deprem, ister yangın, ister sel, ister dolunay olsun bizim için hafta sonları budur.

v Siz el çantalarını ne kadar seviyorsanız biz de yemeği o kadar seviyoruz. Bunu anlamanızı beklemiyoruz, çünkü biz de sizinkini anlamıyoruz.

v Size "neyiniz var" diye sorduğumuzda, "hiç bir şeyim yok" derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin.

v Sizi düşünmediğimiz zamanlar da olabilir. Bu kötü bir şey değil, buna alışmalısınız. Bize ne düşündüğümüzü sakın sormayın, çünkü bu bizim için sizin politika, ekonomi, felsefe, futbol, kafa çekmek, göğüsler, kalçalar ve arabalar hakkında muhabbet edebileceğinizi gösterir, ama edemezsiniz.

v Yeteri kadar ayakkabınız ve elbiseniz var. Bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Tavuk!

Cuma, Mart 23
Kategori: klavye

Adamin biri artik karisinin eskisi kadar iyi duymadigindan korkuyormus ve karisinin isitme cihazina ihtiyac duydugunu düsünüyormus. Ona nasil yaklasmasi gerektiginden emin degilmis. Bu durumu konusmak icin aile doktorunu aramis; doktor adamin karisinin ne kadar duydugunu anlayabilmesi icin basit bir yöntem önermis. 'Yapacagin sey su, karindan 40 adim ileride dur, normal bir konusma tonuyla bir seyler söyle; eger duymazsa 30 adim ilerisinde ayni seyi tekrarla, sonra  20 adim; cevap alana kadar ayni seyi tekrarla.'
 
O aksam karisi mutfakta aksam yemegini hazirlarken adam islemi uygulamaya koymus. 40 adim uzakliktan karisina normal bir konusma tonuyla seslenmis 'Hayatim bu aksam emekte ne var?' Cevap yok. Mutfaga biraz yaklasmis. Mesafeyi 30 adima indirmis ve soruyu tekrarlamis 'Hayatim bu aksam yemekte ne var?' Gene cevap yok. Mutfaga biraz daha yaklasmis, mesafe 20 adim ve tekrar sormus 'Hayatim bu aksam yemekte ne var?' Hala cevap yok. Adam mutfagin kapisina gelmis artik mesafe iyice azalmis ve soruyu tekrarlamis 'Hayatim bu aksam yemekte ne var?' Gene cevap alamamis. Bu sefer karisina iyice yaklasmis ve ayni soruyu tekrar sormus
'Hayatim bu aksam yemekte ne var?'
'Hayatim besinci kez söylüyorum, Tavuk'
*******
Belki de genelde düsündügümüz gibi problem daima karsimizdaki
kisilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramaliyiz
*******
(Ayni dili konusanlar degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilir. - Mevlana)

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı